deli darbesi

yazan:

  • 2 dakikalık bir metin-

şizofren 10. baskı- mukaddime

sadece gözüne kıymık batmışların görmek zorunda kaldığı hakikati gördükten sonra unutmak ne mümkün? bir saldırı ile yok edilmesi üzerine tekrar yazılan, bu kaderiyle de tarkosvky’nin stalker’ına benzeyen, devamlı etrafında döndüğüm asıl mevzuyu, “delirmek ve anlamak” mevzuunu anlatmak için tepindiğim, adımdan ve diğer eserlerimden daha meşhur olan şizofren romanımın inkılâp kitabevi bünyesindeki baskısını avuçluyorsunuz. tıpkı kitabın seksenlerin delirmiş türkiye’sini avuçlaması gibi.

şunu belirtmekte fayda var ki psikoloji bilimi kazındıkça kazınıyor ve insanı tarif edebileceği bin şablon çıkartıyor da hâlâ yaklaştığını hissetmiyor. işte böyle gizdir insan. davranışçı ekol, dev bir laboratuvar faresi yapıyor insanı pozitivizm etkisiyle; biyolojik yaklaşım, ille, diyor, kafatası içindeki sulu pembe şeye bakalım; sosyoloji, kültüre vurgu yapıyor; psikodinamik yaklaşım iniyor çocukluğa ve niş görülen varoluşçu yaklaşım başka başka şeyler diyor… adını anmadığımız niceleri elbette… nemenem şeydir şu insan bilmem ama onu en iyi anlatmanın yolu onun patolojisini anlatmak ve en iyi anlatıcı patoloji de kanımca şizofreni. evet, delirmek deyince akla ilk gelen şeydir kendisi. son derece yanlış anlaşıldığı halde hem de.

cemiyetten, kültürden, geçmişten, yani sosyolojiden de yolamıyoruz insanı, o yüzden toplumsal patolojilere bakınca türkiye için en ideal anlatı şüphesiz toplu cinnetimiz 12 eylül.

biyoloji ile cemiyet arasında sıkışmış hürriyeti ile, aşkı, delirişi, ölüşü ile insan… işte insan… ölümlü ve kaygılı ve belki de bu yüzden hep kavgalı. itaatkâr olduğu yönleriyle omnipotans özleyeni, asi oluşuyla da kendini. işte insan… cennetten kovulan, dünyayı cehenneme çeviren ve terk ettiği cehennemlerin cennete dönüştüğü insan…

roman… sanat daima hakikat kokusunu tüttürücü, felsefe ise peşinden koşucudur. kıta felsefesi ekolüne yakın hissettiğimi varoluşçu oluşumdan anlayınız ki edebiyatı, felsefe yapmak için biçilmiş kaftan gördüm ve şiir üslubu ile hakikat aramayı da en iyi yol bildim. edebiyatı sanattan apayrı görenleri de hiç anlamadım. bu bir yanış biçimi. gözlerimizi kısarak da olsa güneşe bakma biçimidir edebiyat, gölgeperestlerin dünyasında.

şizofren, toplum için, sistem için, beriki için hep öteki oldu, hep kovulan. onu “o” olmaktan çıkarmanın yoluydu o olmak. oldum. dünyaya bir şizofreni gibi bakmak ne demek, delirmek, öteki olmak, oyuna alınmayan olmak ne demek, bunu anlamak istedim. anladım.

bu kitap da gelmiş geçmiş tüm gebeliklerim gibi, ötekiler’e ithaf edilmiştir.

*omurga 2.etik 3.estetik acı aforizma ahlak akıl anlam aşk ben bilim cemiyet değişim doğa duygu edebiyat estetik etik evrim felsefe hayat insan kitap mimesis mutluluk nietzsche psikoloji roman sanat sevgi sinema sosyoloji söyleşi sürü tekamül tin us varoluşçuluk zeka çürüme ölüm özgürlük şair şiir şizofren

kanaatiniz nedir?

%d blogcu bunu beğendi: