ahlâklı insan tutarsız olandır!

  • 4 dakikalık bir metin-

imdi… kötülük yaptık. ne yapacağız?

birincisi, işlediğimizin kötülük olduğunu kabul edeceğiz ve kötülükler işleyen bir canlı olduğumuz gerçeği ile yüzleşerek yaşayacağız. hem de ömrümüzün sonuna kadar. ve kötülüğe kötülük demeye devam edeceğiz. ilkeler revizyonuna gitmeyeceğiz. işte, tam burada doğrular-gerçekler arasındaki düalizm ile tanışmış oluyoruz. bu düalizm ile tanışma çağımız yirmilerin başıdır. daha evvelinde net bir tahlil yapamıyoruz. doğruların tertemiz, tepede ışıldamakta olduğunu ve gerçeklerin pis pasaklı, yerlerde süründüğünü anlamış oluruz. gerçeğin asla doğrulara yetişemeyeceğini ama gerçekleri kurtarmak için de doğruların o pak yüzünün kirletilmemesi gerektiğini…

falanca, bilmem kaç kadına tecavüz edip öldürmüş, teşhisi konuşuluyor. bu dsm denen saçmalık yüzünden ortada “kötü” filân kalmıyor. onlar “hasta” imiş çünkü “deli” imiş! deli dediğin, planlı programlı ve son derece kasıtlı ve zekice cinâyetler işliyor. modern insan kötüyü anlayamıyor kanımca. evvelden kötü vardı. hitler’in psikopatolojisi diye bir kitap okumuştum; ne saçmaydı. adam bir sürü siyasî takla atıp başa geçecek kadar ayık da elli milyon avrupalıyı öldürürken mi deli? kötü işte! bu kadar basit. deli dediğin an, mâsum olur o kişi. şu sosyopat, öteki psikopat, bu da manik… ee kim kötü? baklava çalan… bir de sınavda kopya çeken filân işte… kötüye ilaç satamayan ilaç firmaları, “deli”nin tanımını genişletti, biliniz. deniyor ki depresyon vakaları patlama yapmış! kimse de sormuyor “tanımı değişiyor mu?” diye. uçan kuşa tanı koyarsan herkes a-normal çıkar. küfürbazın filân bile tanısı var. bir de şu var tabiî: tipik amerikalı seri katilleri inceleyin; şaşıp kalırsınız. kesti, yedi, tecavüz etti sıralaması yer değiştirir durur devamlı. onlara “kötü” dediğiniz an sizinle aynı türde olur ki bunu kaldıramazsınız. o yüzden “öteki” demek istersiniz. deyince rahatlarsınız. deliyse suçsuz! deliler cennete, unutmayın; cehenneme de bir iki adam lâzım.

ikincisine gelirsek…

kötülük işledik. ne yapacağız? inkâr edeceğiz! sürünün çoğu bu yolu seçer. güçtür suçlu yaşamak. diyeceğiz ki: “o eylem, değil bir kötülük. kötülük sanıyordum ben bir zaman. mantıklı düşünelim, herkestir o eylemi yapan. herkes mi kötü olan? herkes mi kabahatli? o kadar da kötü değil o yaptığım. hem hafifletici nedenlerim var. toplum itti hem beni. hem öğretmenim kötüydü. çocukluğum travma dolu. fakir ve açım. sistem çürük ve batık. çağımızdır günahkâr olan, ben değilim. ben değilim yaptıklarımı yapmak isteyen.”

yâni fikri revizyona gideriz: o yaptığım şeye düne kadar kötülük diyordum; artık demiyorum.

buna doğrular ve gerçekler arasındaki çatışma denir. olgun ruhlardan başkasının kafası çok karışır bu konuda. çocukken benim de kapıldığım şu tuhaf aforizma, tüm dimağlara işlemiştir: “ya inandığın gibi yaşa ya yaşadığın gibi inan!”

önce çok havalı gelen bir ifadedir. bıçkın slogan ve hayat amacı… dürüst, yekpâre, mert ve cesurca… mevlana’nın şu sözü de destekler yandan:

ya göründüğün gibi ol ya olduğun gibi görün!

bir insanda kötülük ne zaman başlar? tutarlılık illüzyonuyla beraber elbette. çocukların iddiası değildir tutarlılık. o yüzden mâsumdur onlar. ancak, ahlâksız kötücül yetişkinler “tutarlıyız!” diye nâra atar.

ahlâklı insan tutarsız olandır! ne geldiyse başımıza, özü sözü bir olanlardan geldi. söz, erdemi söyler ve öz de uyabildiği kadar uymaya çalışır. ama uyabildiği kadar elbette… uyamadığı yerde ne olur? her “tutarlı” koyun, sözünü özüne uydurmaya başlar. yâni şeytanlaşır. çünkü insanın içinde şeytandan başka bir şey yoktur.

kendiyle barışıkmış-mış, özü sözü birmiş-miş…

sözleriyle bir olmayan özleri özledik. ne geldiyse başımıza, kendiyle barışıklardan geldi. aşağılık yalancılar.

özü sözü apayrı, kendiyle yaka paça on adamla dünyayı fethedersin. neticede karşında yedi milyarlık tutarlılık illüzyonu kurbanı var.

kötülükse özümüz, o özü kınamak olmalı sözümüz.

kınamak demişken… bir de cemiyetin bazı hasta ruhları der ki: kınamayın, başınıza gelir! bu nasıl bir beyin kabızlığıdır, ahlâk uyuşması ve fikir yobazlığıdır böyle! kınamalıyız! kınamak ahlâkın en aşağı seviyesidir. elimizle düzeltmeyi beceremediğimizi dilimizle düzeltemezsek ne işe yararız? omurgamız nerede? kötüye kötü, zalime zalim demeyelim mi? okşayalım mı?

efendim, büyük konuşmayacakmışız, başımıza gelirmiş! asıl, küçük konuşmayalım. her lafımız büyük büyük çıkmalı. o mıymıntı ağızların korkak analizleri uykumuzu getiriyor hep. küçük laf eden küçük kalır. büyük konuşacağım. umarım gelir başıma. gelirse, daha büyük konuşurum!

bir de bu özü-sözü bir olanlardan beteri, içi dışı bir olanlar var. içinde ne var ki hınç ve şehvetten başka? haset bir domuz değil misin kendinle baş başa? bir de bunu dışa yansıtıp irin mi fışkırtalım gözlerimizden? bâri dışımızda bir gölge kabilinden de olsa iyilik bulunsun. içimizdeki zift kokusu saklı kalsın, mahrem olsun.

dışımız olmasın içimizle bir. ve de sözümüz bir olmasın özümüzle.

tabiî, “lafa değil icrâata bakarım”cılar vardır bir de. insanın yaratma salâhiyeti mi var da icrâata bakıyorsun? bir yığın parametre var. benim elimde olan bir ikisi en fazla. elimde olmayan yığının içinde şansı var, sağlığı var, hava durumu var… var da var. milyonluk girdi parametresine koşut, tek bir icrâat var. yâni o icrâat da benim değil, kaderin işi. benim işim en erdemli, en asil lafı söylemek. icrâat benim işim değil.

hâsılı gördüğünüz gibi, peynir gemisi bal gibi de lafla yürüyor işte…

*omurga (7) 2.etik (20) 3.estetik (12) acı (8) aforizma (22) ahlak (60) akıl (9) anlam (7) aşk (53) ben (7) bilim (35) cemiyet (11) değişim (8) doğa (12) duygu (8) edebiyat (50) estetik (9) etik (14) evrim (20) felsefe (135) insan (87) kitap (45) mimesis (13) mutluluk (7) nietzsche (9) psikoloji (139) roman (7) sanat (11) sevgi (18) sinema (12) sosyoloji (87) söyleşi (12) sürü (8) tekamül (7) tin (10) us (11) varoluşçuluk (8) zeka (8) çürüme (8) ölüm (8) öteki (6) özgürlük (7) şair (9) şiir (34) şizofren (10)

“ahlâklı insan tutarsız olandır!” için 3 yorum

kanaatiniz nedir?

%d blogcu bunu beğendi: