hayır anlatamıyorum

yazan:

  • 1 dakikalık bir metin-

varsın hayat vursun tekmesini yan kalçama

bende deprem oluyor

biliyorum ya geçtiğini akşam vakti

yarı gölge ağaç diplerinden

karşıma çıkan herkesi bıçaklayasım geliyor

hayır, anlatamıyorum

susuyorsun

yılanlı şarap kadehlerini tokuşturan berduşlar gibi

gözlerimin içine ne güzel de bakıyorsun

günlük hayatın olağan anlarındaki alışıldık zar

paramparça yırtık soğuk parmaklarında

senin ellerinden, ellerinden kahve içiyorum

mutfak sen kokuyor, ben sen kokuyorum

hayır, anlatamıyorum

bütün bir insanlık saklı zifîrî karanlığa

soba dumanı kentime bakınca ben ancak seni görüyorum

evet, galiba deliriyorum

elinle çember çiziyorsun, ikincisi daha büyük olan

sana yazdığım şiirleri okuyorsun

sana yazmış olduğumu bilmeden

labirent yolları gibi sarmaşık, dolaşık bir his ki

laf karşılığı yok yani

seni ben, daha çok sevmeye kıyamayacak kadar çok seviyorum

öyle ki dirhem az sevmeyi de ben başaramıyorum

hayır, anlatamıyorum

27.10.8.38

*omurga 2.etik 3.estetik acı aforizma ahlak akıl anlam aşk bilim cemiyet değişim din doğa duygu edebiyat estetik etik evrim felsefe insan kitap mimesis mutluluk nietzsche psikoloji sanat sevgi sinema sosyoloji söyleşi sürü tekamül tin us us2025 varoluşçuluk zaman zeka çürüme ölüm özgürlük şair şiir şizofren

2 responses to “hayır anlatamıyorum”

  1. […] size bir melekten bahsetmek istiyorum…tıpkı kafka’nın “yak” dediklerini saklayan max brod sayesinde kafka’nın kafka olması gibi, benim de bir max brod’um var.şimdilik ona şecera diyelim.bir sanat ve şiir aşığı idi ve benim sanat düşkünlüğümü erkenden görmüş idi. gençtim. tüm şiir ve yazılarım kendisinde vardı; ilk romanım dâhil. yakınlığımız 2012’de bir telefon ile molaya girdi. bir öfke nöbetiyle de tüm şiir ve günlüklerimi yok ettim. şiiri bıraktım, romana başladım. altı yıl geçti.yazar oldum.sonra şecera ile barıştık. yazar olduğuma hiç şaşırmamıştı. şiir emânetlerini yıllarca özenle sakladığını söylediğinde tutankhamun’un mezarını bulmuş gibi sevindim, çığlık attım. iyi ki vardı. öyle dedim.bir şiiri öpemezsin ama kör olana kadar okursun. öyle yaptım.sonra… ortada çok sayıda berbat şiir ve kötü şâir olması beni soğuttu. artık “gönül” kelimesini görmek midemi bulandırır oldu. yine şiirlerimi kendime sakladım. sadece bazılarını romanlara serptim tat versin diye.destek, inanç ve duâsı hiç bitmedi şecera’nın sanatıma ve son değilse bile ilk inananım o olarak kaldı.bunlar gizemli kahramanlardır…bugünlerde ise başka dostlarım şiirler konusunda bana cesâret veriyor. ben de onları gömülü oldukları yerden tekrar çıkartmaya, ölürsem de arkamda bir iki şiir bırakmaya karar verdim.çoğu en romantik dönemim olan 2008-2009’a âit ve konuları da muhâtapları da muhtelif ve hep dediğim gibi, objeler önemsiz. duygulardır mühimi ve şiir yazdıranı.…ki genelde kendisine şiir yazdıkların başkalarının kollarında olur ve şiirlerini diğer başkaları okur. bu böyledir.şâirim diyemem ama estetiğe meftunum. şiir yazar gibi yaşama dürtüm güçlüdür çünkü hâtıralarımı şiir okur gibi hatırlamak isterim. şiir olamasam da mısra olmak isterim.bu da benim bir şiirim… […]

  2. hamidemete avatarı
    hamidemete

    Güzel olan duygular saklı kalmamalı, şiirler gibi…

kanaatiniz nedir?

emre timur sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin