geçenlerde aklıma -zamanında çok kutsadığım- “hayır” diyebilmek geldi.
“hayır” diyebilmekle ilgili kitaplar var. bir dolu psikolog bu konuda konuşuyor. ben de çok önemserdim bir zamanlar. mühimdir de nitekim ama bir detayı atlamışım… önce karşıtından söz edeyim;
“evet” diyebilmeyi öven “yesmen” filmini bilirsiniz. orada da bir kişisel gelişim seminerinde “evet” sözcüğünün önemi anlatılıyordu ve jim carrey hayatını “evet” demek üzerinden değiştiriyordu. çok eğlenceli filmdi.
peki “evet” mi diyelim, “hayır” mı? ikisinde de gözden kaçan bir detay var;
ikisi de cevap! yani bir şey teklif eden bir taraf varsayılıyor, o teklife nasıl karşılık verileceği hakkında konuşuluyor. yani ikisi de insanı edilgen kılıyor, reaktif kılıyor, tepkisel kılıyor.
oysa insan gayeseldir! ya da öyle olmalıdır. bilgece olan bu değil mi? reaktif değil proaktif olmak, edilgen değil etkin olmak… yani hayata ancak cevap verebilen pasif bir yaratık seviyesinde tutuyor bu tip öneriler insanı. bilgece yaşam için -eh, belki başlarda- “hayır/evet” filan denir ama bir yerden sonra yaratan, teklif eden, fail, eyleme geçen olmalı, olabilmeli sanırım!

kanaatiniz nedir?