rüyalar

yazan:

  • 1 dakikalık bir metin-

üzerinde epeydir çalıştığım tin teorimi ilk kez kamu önünde detaylıca paylaştım. öyle ki evrim, rüya ve ruh konusunu aynı anda çözmüş oluyoruz ve kendi içinde tutarlı görünüyor. eleştiri, görüş ve yorumlara açıktır…

size tin teorimi sunuyorum…

*omurga 2.etik 3.estetik acı aforizma ahlak akıl anlam aşk bilim cemiyet değişim din doğa duygu edebiyat estetik etik evrim felsefe insan kitap mimesis mutluluk nietzsche psikoloji sanat sevgi sinema sosyoloji söyleşi sürü tekamül tin us us2025 varoluşçuluk zaman zeka çürüme ölüm özgürlük şair şiir şizofren

3 responses to “rüyalar”

  1. […] yok’ diyenler dikkatli baksınlar aynada o sinsi bakışlarına.ben, insanı ele veren şeyin rüyalar değil düşler olduğunu düşünürüm. en zevkli düşünün final noktasında, dünyanın en […]

  2. […] siz ruhsunuz yani beyinde tepinen, “ben” diyebilen. kellenizi bir kutu düşünün, bu kutuya dışarıdan mâlumat yağıyor. ağzın alıştığı biçimiyle beş duyunuz var. bir de mâliki olmayanlarca yok sayılan “sezgi” var ki altıncısıdır; çiğnemeden löp löp yutulan bir lokma misali tam, tüm, bütün olarak algılar ama en kötü tarafı da gördükleri bulanıktır, sislidir. işte nasıl beş duyunun değdiği yer eşya ise sezgi de “rüya âlemi” denen, tüm insanlık tarihinin yığdığı nizamsız, bozuk, silik bir yığıntıya değer. “arketipler” der jung buraya. duyu ve sezgilerden gelen veriyi kuru mantık işlemlerine tâbi tutan hesap makinesine “zekâ” denir ki iyi olanı bulmaya yarar. ayrıca hayvanlarda az olan şey zekâ değil, “us”tur ki doğru olanı bulmaya yarar ve zekâdan yirmi yıl sonra gelişir; parçaları arasında zekâ da vardır, görgü(irfan) ve sezgi bir de. o yüzden bunlardan biri noksan olanın usu, aklı da noksan olur. güzel’i ise büyük oranda sezeriz ki başta dediğim sezgi hassesi zayıf olanın güzel bir resmin, müziğin, sözün güzel olduğunu anlayabilme kapasitesi de yoktur çünkü güzeli takdir bir yetidir. işbu kaynaklar ile “inanç” üretilir. bilgi yok, inancın dereceleri vardır. taşı attığınızda yere düşeceğine şiddetle, uzaylılaraysa şüpheyle inanırsınız. şüphe oranı azalan inanç, mobilya gibi ağırlaşır. hareket halindeki inancın çıkardığı sese “düşünce” diyorum. fabrika çıkışı enerji tasarruf yazılımı, beyni düşünmekten korur. çok az kişi sahiden düşünür; genelde hayvani taraflarımızın taleplerine mantıklı-imiş gibi bahaneler bulmakla meşgulüzdür. beyin içindeki her işin yegâne yakıtı duygudur ve duygu olmazsa düşünmek, hatırlamak, öğrenmek ve hatta hareket de olamaz. duygu üretemeyenler o yüzden hiçbir şey yapmak istemez ki biz buna “depresyon” diyoruz. depresyon hüzün filan değil, duygusuzluktur. duygusu kalmayan kişi deponun dibinde kalanlar ile zayıf bir anlam üretebilir; anlamsa koku yapar, duygu üretir. aşırı anlam aşırı koku yapar. aşk, kin, kıskançlık ise yakıt aşırılığıdır; delirtir.son olarak, bu dünyayı devamlı izlemekten yorulan kelle kutumuz duyuları ve aklı dinlenmeye alır ve salt sezerek 8 saat geçirir ki biz buna “rüya” diyoruz. uyumayan gündüz görür, görmeyen ölür. […]

  3. […] siz ruhsunuz yani beyinde tepinen, “ben” diyebilen. kellenizi bir kutu düşünün, bu kutuya dışarıdan mâlumat yağıyor. ağzın alıştığı biçimiyle beş duyunuz var. bir de mâliki olmayanlarca yok sayılan “sezgi” var ki altıncısıdır; çiğnemeden löp löp yutulan bir lokma misali tam, tüm, bütün olarak algılar ama en kötü tarafı da gördükleri bulanıktır, sislidir. işte nasıl beş duyunun değdiği yer eşya ise sezgi de “rüya âlemi” denen, tüm insanlık tarihinin yığdığı nizamsız, bozuk, silik bir yığıntıya değer. “arketipler” der jung buraya. duyu ve sezgilerden gelen veriyi kuru mantık işlemlerine tâbi tutan hesap makinesine “zekâ” denir ki iyi olanı bulmaya yarar. ayrıca hayvanlarda az olan şey zekâ değil, “us”tur ki doğru olanı bulmaya yarar ve zekâdan yirmi yıl sonra gelişir; parçaları arasında zekâ da vardır, görgü(irfan) ve sezgi bir de. o yüzden bunlardan biri noksan olanın usu, aklı da noksan olur. güzel’i ise büyük oranda sezeriz ki başta dediğim sezgi hassesi zayıf olanın güzel bir resmin, müziğin, sözün güzel olduğunu anlayabilme kapasitesi de yoktur çünkü güzeli takdir bir yetidir. işbu kaynaklar ile “inanç” üretilir. bilgi yok, inancın dereceleri vardır. taşı attığınızda yere düşeceğine şiddetle, uzaylılaraysa şüpheyle inanırsınız. şüphe oranı azalan inanç, mobilya gibi ağırlaşır. hareket halindeki inancın çıkardığı sese “düşünce” diyorum. fabrika çıkışı enerji tasarruf yazılımı, beyni düşünmekten korur. çok az kişi sahiden düşünür; genelde hayvani taraflarımızın taleplerine mantıklı-imiş gibi bahaneler bulmakla meşgulüzdür. beyin içindeki her işin yegâne yakıtı duygudur ve duygu olmazsa düşünmek, hatırlamak, öğrenmek ve hatta hareket de olamaz. duygu üretemeyenler o yüzden hiçbir şey yapmak istemez ki biz buna “depresyon” diyoruz. depresyon hüzün filan değil, duygusuzluktur. duygusu kalmayan kişi deponun dibinde kalanlar ile zayıf bir anlam üretebilir; anlamsa koku yapar, duygu üretir. aşırı anlam aşırı koku yapar. aşk, kin, kıskançlık ise yakıt aşırılığıdır; delirtir.son olarak, bu dünyayı devamlı izlemekten yorulan kelle kutumuz duyuları ve aklı dinlenmeye alır ve salt sezerek 8 saat geçirir ki biz buna “rüya” diyoruz. uyumayan gündüz görür, görmeyen ölür. […]

kanaatiniz nedir?

emre timur sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin