us | 2025 | 2/9 | bilgesavaşçı

yazan:

  • 6 dakikalık bir metin-

👈önceki bölümü oku

bir zamanlar, bir ülkede, ailesi ile bir mağarada yaşayan talip isimli bir delikanlı vardı. talip ablası, ağabeyi, annesi ve babası ile yaşardı. gündüz agoraya inerler, çalışıp dönerlerdi. ailesindeki her fert kendi yetenekleri doğrultusunda bir şeyler yapardı. çocuk bakımı, hamallık, örgü ve tamirat gibi şeyler…

kitap satardı talip ve hayalperest bir delikanlıydı. yaptığı işten de yaşadığı hayattan da lezzet almaz, daha yüce günlerin, ötelerin hayaliyle yaşardı. devamlı mırıldanır, kendiyle konuşurdu. sanki bu hayat başka bir hayatın geçişiydi. oturmayan, yuvasında durmayan bir şeyler vardı. işte talip bunları düşünürdü devamlı ve kendini ait hissetmezdi hiçbir döşeğe.

ikinci el kitap alır satardı. satmadan önce de mutlaka okurdu talip. agorada hep bilgesavaşçı’dan bahsedildiğini duyardı. çok merak ederdi talip bu mitolojik kahramanı. bilgesavaşçı bir yarı tanrıydı. kendi kulu ve tanrısı, kendi aşığı ve maşuğu, ışığı ve gölgesi, kendi kendini düşünen saf düşünce, talebesi ve hocasıydı kendisinin. bilgesavaşçı ölmüştü ve kendini yaratmıştı yeniden. o athena ve marcus aurelius’un ruhuydu bir nevi. işte bu yaşlı bilgesavaşçı her kimse, halkın arasında da dolaşır, bazı şanslı ölümlülerin karşısına çıkardı. talip ona rastlamayı umuyordu.

talip 33 yaşına geldiğinde ailesinin tüm fertleri tek tek öldü. bu bir hastalık mıdır, uğursuzluk mu? bu onu yıktı ve çok düşündürdü. artık yapayalnız kalmıştı. evet, ailesizdi talip artık. bu yalnızlık onu yabancılaştırdı her şeye. yabancılaşmıştı talip artık.

zamanla, mağaranın derinliklerinden gelen uğultular, hayaletler, yankılar ve karanlıklarla geçen geceler ve gündüzlerle çıldırmanın eşiğine gelir talip. artık agorada yaşamayı bile düşünür. mağarası onu korkutmaktadır.

bir gece sayıklayarak uyanır ve mağarada kendisine rastlar. evet, bir adam vardır, o kendisidir. peki onun kendisi olduğunu talip nereden bilmektedir? iz gibi, akis gibi, gölge ve soluk bir buhar gibi gördüğü o şey yok olur. talip korkuyla karışık merak duyguları içindedir ama artık içinde uyanış bir şeyler vardır.

sırtına dev bir çuvalın içine tepilmiş yüzlerce kitabı alıp agoraya gider. kendisini çalışmaya verir talip. agorada bir oraya bir buraya koşturur. bayılana kadar, düşünemeyecek duruma gelene kadar çalışır ama nafile. kendisine rastlama deneyimini anlamlandıramamaktadır.

bir gece iyice sarhoş olur talip. zamanın ve mekanın yavaşladığı bir mağara gecesi… sızar ve uyanır sabaha karşı. yine rastlar kendisi sandığı adama ve o şey, o kiş o hayalet her neyse, talip’e bir armağan verir; yanan bir mum alevi! verdiği armağan sarhoşluğunu derhal geçirmez ama düşündürür talip’i. bu zayıf mum alevi mağarada pek işe yaramaz. ne bir ocak ısıtır ne de karanlıkları aydınlatır ama yine de elinden düşürmez bu mum alevini talip. agoraya da bu alevle gider. bu zayıf mum alevi güneşten bile daha iyi aydınlatır sanki sokakları. insanların yüzlerini de domuzlar, köpekler, maymunlar suretinde gösterir. gezinirken çarşıda o’nun doğdunu hisseder; bilge’nin! evet, alev söner ve bilge kılar talip’i. nasıl? nasıl bilge hissedilir? bu hisse yabancılaşır talip ama alev artık onun içindedir. talip mum alevidir, talip bilge’dir.

agorada yürürken sanki uçmakta, süzülmektedir. kendisini kıvamlı, latif bir duman gibi hisseder. insanlara bakar, onları çok farklı görmeye başlar. halk havlamakta, böğürmekte, inlemekte, ulumakta, melemekte ve domuzlar gibi yaşamaktadır. çarşıyı ahır suretinde görür talip ve ahırdaki bu yaratıkların sözcüklerini anlamakta zorluk çekmeye başlar. birbirlerinin üstüne çıkmak, birbirlerinin ayağını kaydırmak, birbirleriyle alay etmek dışında hiçbir kaygıları yoktur bu halkın. sürüler halinde koşuştururlar ve kendilerine ait olmayanı da hemen anlarlar. hepsi de kuduz gözlerle talip’e doğru bakmaya başlamıştır bile çoktan. onu ısırmak, kovmak, onunla alay etmek için fırsat kollamaktadır. halkın köpek dişlerinden salyaları, gözlerinden kinleri fışkırmaktadır. evet, halk talip’ten tiksinmektedir fakat talip nasıl bir duygu takınacağına emin olamamaktadır.

bilge, hayvanları karşısına alır gülümseyerek;

bu yaşınıza kadar size ödevler verdiler. artık kendinizi ödevlendiren siz olun. atın o hayali zincirlerinizi. hayatı yaşamanın yollarından en pisini seçmeyin. bir bataklık kurbağası olarak mı yaşamak istiyorsunuz? ışığımı alın ve siz de ışık verin taliplere. dünyayı güneşe çevirecek olan bizleriz. evreni aydınlatacak olan… size bilgeliğimi cömertçe sunuyorum. karşılığında da sadece sizdekini istiyorum çünkü alev kendisinden vermekle eksilmeyendir. her gün yeni bir şey öğrenin ve yarın, sonraki yarın için bir öğretmen olsun. böylece ölene kadar öğrenin ve öğretin. dün bugüne öğretmen olsun, yarın bugünden bilge olun. gebermeyin, yaşayarak intihar edin. gelin, benimle birlikte hayatı seyredin ve birlikte şaşıralım tüm olan bitene. sonra birlikte ilahîler söyleyelim. daha bilge olmayalım mı? daha bilge ölmeyelim mi?

halk talip’in sözleri bitmeden havlamalarını kuvvetlendirdi ve sürüler halinde üstüne çullandı. her yerini ısırdılar ve onu yaraladılar. talip kendisini mağarasına zor attı. hiç anlam veremedi bu olan bitene. mağarasının şifalı sularını içerek ve loş ışığının emanetine teslim olarak dinlendi, düşündü ve kendi kendine şarkılar söyledi.

günler geçtikçe bilgeliğe de halka da küskünlüğü arttı ama artık bir kere aydınlanmıştı talip. iade de edemiyordu içine aldığı alevi. mağara kapısından agorayı izledi uzun uzun. içeri girip düşündü, dışarı çıkıp izledi ve yıllar böyle geçti. mağara çevresinde bulduğu meyve ve kökle yaşadı, mağaranın suyunu içti ve yıllar yılları kovaladı. kendini çok iyi tanıdığına, bu vahşi halkla bir daha irtibat kurmak istemediğine kanaat getirdi. erdi, bilgeleşti ve kâinatın tüm sırrını bu mağarada çözdü. her şey gözünde daha da berraklaştı.

mağaranın derinliklerine bir yolculuk yapmaya karar verdi bir gün. sanki onu çağıran bir ses vardı. iki büklüm, karanlık kuytularda sürünürken bir su birikintisi buldu. yansımasına baktı uzunca, yansıması da kendisine. sakallı, yaşlı ama kuvvetli bir adamdı bu. birden konuşmaya başladı;

alevi iade edemezsin. onu bir kere alan, sonsuza kadar içinde taşır. sarhoştun, hakikat’i gördün, ayıldın. işte böyle bilge oldun. şimdi de hakikat’i unut, onu yeterince taşıdın sırtında; bilgesavaşçı ol. onu sırtına almak kadar bırakmak da ödevin.

bilgesavaşçı’nın üç zikri vardır;

önce yavaşlar… yavaşlamadan hiçbir şey yapılamaz. çok hızlı koşanın alevi sönmeye yüz tutar. yavaşla, mümkünse dur ki kuvvetlensin içindeki meşalenin ışığı. koşmak kendini ıskalamaktır.

ikincisi, güçlü ol. kendine emir ver, kendinin kölesi ve efendisi ol. duygularını sen yarat. bilgesavaşçı sokakta bulduğu duyguyu kalbine sokmaz. kendi kendinin efendisi olan dünyanın efendisi olur.

yalnızca bunları yaparsan bilge kalırsın. bir şeyi daha yapmalısın ki bilgesavaşçı olasın. beni gördüğüne sevindiğini, neşelendiğini görüyorum. müjdeler neşelendirince kalkıp dans etmeyeli kaç yıl oldu?

üçüncüsü dans et fakat dans ederken kolundaki saati çıkartmayı unutma. sen hiç hesap makinesiyle dans eden birini gördün mü? ve unutma, dans, hakikat ile sevişerek savaşmanın en estetik biçimi.

işte böyle. tam kırk yıl bilge kaldın ve bilgeliğinle ders verdin kendine. şimdi savaş zamanı. agoraya git ve dans et.

mağara sabahları kalbinde planlarla, ahlakçılıkla ve düşçülükle uyanacaksın. agorada hepsini unutacaksın çünkü orası aşağıya yapılan bir yolculuk. orada sıcak hayat, leş kokusu ve sineklerle boğuştuktan sonra mağara akşamlarına içinde bin pişmanlık, acabalar ve çelişkiyle döneceksin. işte senin sonsuz dansın bu olacak. kalbindeki çelişkinin ölmesine izin verme. mağaranda anla ama o kokuya doğru koş sabahları da.

yaşlı talip şaşkınlık ve heyecan içinde lafa daldı;

iyi de halkın koyunları, kurbağaları da sever zıplamayı ve dans etmeyi. benim onlardan ne farkım kalır? şu kitaplara, şu sakallara da mı hürmetin yok?

gülümsedi akis;

onlar doğduğundan beri zıplıyor. sense kırk yıl sırtında kitaplarla salınıyorsun. kitapların yamulttuğu omurganın dansı benzemez o omurgasızlarınkine. savaş dansını agoradaki değil, mağara rutubetiyle dolmuş ciğerler yapar. sen dans ederken meşaleni hala yanık tutuyorsun. oysa onlar karanlıkta tepiniyor. bir midir eşek tepinmesiyle savaşçı süzülmesi?

talip ritimli hareketlerle omzunu kıpırdatmaktayken son sorusunu sordu;

onların domuzluğu mu beni bilgesavaşçı kılan?

hayır, sen albatrossun. göklerden bakınca domuz da bir savaşçı da… kimse domuzluktan çıktı diye senin göğünü çekemez aşağıya.

önce yavaşladı, sonra güçlendi ve sonra kıvrılarak fırladı mağaradan bilgesavaşçı. yapacağı bir dans vardı.

sonraki bölümü oku👉

us | 2025 | 9/9 | son tahlil ve terkip

👈önceki bölümü oku dünyanın en ahlaksız pis ve namussuz adamının bir hayvani hırıltısından bir hakikat ışığı çıkıverse gayriihtiyari, onu kapar giderim, arkama bakmam bile. sormam verdin mi, diye. hani…

us | 2025 | 8/9 | eşya

👈önceki bölümü oku “şey”, varlık demek, “eşya” varlıklar. eşyaya bakınca çeşitli şekillerde hareket ettiğini, salındığını, titrediğini, döndüğünü görüyoruz. üç çeşit akış tanımlıyorum, demiştim: çürüme’dir ilki ki uzayda uçuşmakta olan…

us | 2025 | 7/9 | tekâmül

tekâmül 👈önceki bölümü oku hangi çağda yaşamak isterdiniz? bu, bazıları için, bir parça kutsallık bir parça da romantiklik yükledikleri bir, eski yüzyıl seçimi oluyor. eskilerin iyi olduğuna şartlanmışlar vardır.…

us | 2025 | 6/9 | o

👈önceki bölümü oku bu kitaplardaki minik başlıklardan dev ansiklopediler çıkar aslında. kitabın gayesi de meseleyi baştan sona tastamam ele almak değil, bir çırpıda çözmek de değil; başlıkları koymak. şimdi…

us | 2025 | 5/9 | etik

👈önceki bölümü oku önce düzenli bir şekilde tüm haritayı çizeyim, sonra serbest sohbete geçeriz. ahlakın kurgusal ve kılgısal yanları var. bazılarımız iyi insanlardır ve onların iyi insanlar oluşu kadın-erkek,…

us | 2025 | 4/9 | estetik

👈önceki bölümü oku estetik olanla birleşmek, tekleşmek, çiftleşmek, çiftlenmek, birlenmek… aşk… ne çok şey, bilhassa da yanlış şey söyleniyor hakkında. mâruziyet olması hasebiyle ayrılır sevgiden. sevgi bir ölçüde tercih…

us | 2025 | 3/9 | akla dair

👈önceki bölümü oku hepimizin bitimsiz çelişkisi işte… mağarada us ve teori, agorada sezgi, telaş, hız, praxis… sonsuz döngümüz bu değil mi? bu döngüyü kendince kıran bir adamın hikayesini dinlediniz.…

us | 2025 | 1/9 | mukaddime

ilk baskısı 2020 yılında yapılmış olan us kitabımın 2025’te elden geçirilmiş formunu bölüm bölüm, e-kitap olarak bu sitede yayımlama kararı aldım. dokuz gün, dokuz bölüm halinde yayımlanacak ve tamamlanmış…

2 responses to “us | 2025 | 2/9 | bilgesavaşçı”

  1. […] sonraki bölümü oku👉 […]

kanaatiniz nedir?

emre timur sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin