bir kabahatli, kabahatinin muhatabına, kabahatini tekrarlayamayacağının teminatını vermek için özür diler. tabii bu özür hamlesi aslında teminat olmaktan ziyade, kabahatin kabahat olduğunun altının çizilmesi, kabahatlinin de cürmüyle gurur duymadığının bir nişanesi olması hasebiyledir bir nevi. ne için olursa olsun, kendisinden özür dilenmiş kişi için bir tekliftir. yani, hâl veya söz diliyle bu özrü kabul edebilir ya da etmeyebilir ama problem burada başlar. sanki kendisinden özür dilenen kişi bu özrü kabul etmek zorundaymış gibi davranılır; etmezse kınanır. bu tuhaf bir durumdur çünkü günün sonunda kimse bir şeye mecbur değildir, kabahatli dışında. kabahatli, özür sunmak zorundadır ama adı üstünde, bu bir sundur, teliftir, sorudur, öneridir.
öncelikle, kabahatin muhatabı zamanla kabahati unuttuğu ya da önemsemediği için affettiyse, bu bir af değil, kişinin kendisine yaptığı bir saygısızlıktır. evet, kişi kendi haklarından da mükelleftir. özrü dilenmemiş kabahat kendiliğinden buharlaşmamalıdır. oturulmalı, konuşulmalıdır. belki de ortada bir kabahat bile yoktur, bir yanlış anlama vardır ama adı konmalıdır. kişi kendisinde öfke ve affetmeme hakkını görmezse affetmemelidir, çünkü affetmesini kimse umursamamaktadır. bu, kişinin kendisine bir borcudur; saygı borcu. kişi içine ve dışına bakmalı, öfke hakkının bulunup bulunmadığını kontrol etmelidir. sonra da şayet dilerse affetmelidir ve bu affedişin bir affetmeyiş seçeneğini eleyerek var olduğu hissettirilmelidir.
kin kötüdür ama aktif kin kötüdür. kişinin içinde pişmekte, yanmakta olan on yıllık mevzuların sıcak alevi geceleri uyutmuyorsa kötüdür. yani burada umursama ve yanış kısmı önemlidir. her affetmeme kin sayılmaz ve affetmeme kötü olmadığı gibi, genelde iyidir de. affetmeme bir puan verme biçimidir. aynı delikten iki kere sokulmayı engelleyen, bir gelecek tedbiri, bir yangın tüpüdür. yangına kin beslemeyiz ama yangın tüpü bulundururuz. bunun gibi. yoksa aktif kin, en çok kin sahibini yakar. kıvılcımı karşıya ya ulaşır, ya ulaşmaz.
evet, affetmemek genelde iyidir çünkü kimse kolay kolay değişmez. özür ve af aslında ortada bir değişim inancının bulunduğunu değil, ilişki kesme cesaretsizliğinin göstergesidir. af dileyen de değişeceğine inanıyor değildir ki, başta da belirttiğimiz gibi özür, kabahate kabahat demek için yapılan bir şeydir. yani bir gelecek yemini değil, geçmiş kabulüdür.
sonra, hata denen şey, ağızdan kaçan kırıcı sözler, ani duygusal hamleler ya da sarhoşken edilen laflar sayılabilir ama malum, bunların tümü fevridir, yani plansız. kontrollü ve planlı, içine us karışabilecek kadar uzun zamana yayılmış sırttan vurmalara, kazık atmalara ve iş çevirmelere hata denir mi, emin değilim. affedilir mi, hiç emin değilim. eh, affedilmesi intihar sayılabilir tabii.
affetmenin bir adedi de olmalı. bizler tanrı değiliz ki doksan dokuz kere tövbe bozanı kabul edelim. bence sağlıklı ilişkilerde bu sayı birdir. yani ikinci af artık kerizliğe girer. affetme adedi gibi, af dilenme adedi de olmalı. af dileyenin kendisi de artık bir yerden sonra kendisini ezeli tövbe bozucu ilan edip ilişkisini bitirmelidir. yoksa af dileyenin de kendisine saygısı kalmaz. bu af dilenme ve affetme döngüsü, bir yerden sonra hırsızı evine kovalama pornosuna dönüşür. ömrüm affetmekle veya af dilenmekle geçebilir; işte bu sapıkçadır.
affetme sonrası işlenen cürüm bir zahmet unutulmalı, hiç değilse konuşulmamalıdır. ama devamlı hakaret, aşağılama, laf sokma devam ediyorsa, ortada bir af yok demektir çünkü cezalandırma devam etmektedir. “seni affettim” demek, cezan bitti, tahliye oldun demektir. yok, “affettim” dediği halde cezalandırması devam eden kişinin yanında durmak, durmaksızın özür dilemek de kişinin kendisine yaptığı saygısızlıktır. ortada bir af varsa, konu kapanmalıdır. yok, ortada bir cezalandırma varsa, süresi bilinmelidir.
kişinin kendini affetmesinden söz edilir ama burada da benzer bir durum vardır. yıllardır kendini suçlayan kişi aslında cezasını fazla fazla ödemiştir. ortada bırakın affı, suç bile kalmamıştır.
affetmek büyüklük filan derler ama genelde affetmek kerizliktir. cürmün tekrarlanmayacağından çok emin olunmadığı sürece, genelde daha büyüğü için bir hazırlıktır çünkü işlediği cürme rağmen cezalandırılmayan kabahatli, genelde daha büyüğünü işler ve karşısındakine duyduğu saygıyı da yitirir.
kişilere duyduğumuz saygı, her ne kadar kabul edemesek de, genelde bizi affetmeyişlerinden gelir. bu, saygı uyandıran bir şeydir. korkak ve miskince, özür bile beklemeden devamlı affeden, tanrı gibi affedici gezen kişiye hiç saygımız kalmaz. tanrı bile kini için koca bir cehennemi hazırlamış! senin cehennemin nerede? biraz kin güdebilecek yetenekte olmalı insan.
sonra bazen de karşımızdakini affetmek için âdeta yalvarırız. kendi yediği haltın farkındadır, hatta bu halt yüzünden kendisini cezalandırma, yani bizden uzaklaşma yoluna bile gider. ama bizden özür dilemesi için ayaklarına kapanırız. yani afsız, cürüm hiç yokmuş gibi devam etmeyi kendimize yediremeyiz ama affetmemeyi de beceremeyiz. belki de zamanla bir cezalandırma ilişkisi kurarız. bu korkaklığımız aklımıza her geldiğinde karşıyı cezalandırır dururuz. bu cezalandırma ilişkisi tarafların ikisi için de hastaca, ikisi için de çürütücüdür. ya doğru dürüst affedersin ya yoluna gidersin.
özellikle aşk için, bağ için, geçmiş fedakârlıklar için affetme palavraları korkaklığın adını değiştirmektir. kişi kendisinde öfkelenme hakkını görmüyordur bile. tam tersi, asıl bu kadar geniş olduğu için kendisini affetmemelidir.

kanaatiniz nedir?