fiil, fail, münfaile dair

yazan:

  • 4 dakikalık bir metin-

bilgesavaşçı tasarısı üzerinden insanı haritalandırmaya devam…

şu insanlara bakın… altı kişi otobüs durağında bekliyor. onları yakından inceleyelim… hiç bilinç geliştiremeyen de var, bilinci çok şişkin olan da… bilincin, yani farkındalığın ilk muhatabı kişisel bilinç dışı. o bir çeşit eldiven gibi. onun dışındaysa kolektif bilinç dışı var ki o da bendenin bittiği yerde bitiyor. dışarısı bilinçsizlik…  konuşmuştuk, bilinç büyüdükçe farkındalık büyür, o da özgürlük demek, güç demek, sorumluluk ve tabii arkasından suçluluk… o yüzden bilinç o kadar şişkin o kadar uzun süre kalamaz çoğunda. küçülüverir kurban rolüyle. kurban rolü hayat kurtarır.

şemadan da görüleceği üzere beden, bilincin hiç etkin olmadığı sınırda biter/başlar ki bedenin baston gibi, şapka gibi, gözlük gibi uzantılarının olabileceğini görmüştük. bilincin herhangi bir formu tarafından talimat alan ya da algılandığında bütünlük hissi veren her şey bedene dahildir. örneğin felçli biri bedenini yönetemez ama algılanması onda algılanıyorluk hissi yaratır, bedenine yabancılaşmış olsa da. beden günlük, saatlik, hatta anlık olarak devinebilir. masa olur, oda olur, arkadaşlar olur, aile olur… birden fazla bilinç/dışı birleşerek tek bedeni oluşturabilir yani. ama bu formdaki bedenlerde bir erime ilişkisi olduğundan üç beden tek bir bedeni de oluşturuyor olsa bunu yöneten yine tek bilinçtir. diğer bilinçler kendi içine küçülerek tüm yönetimi otomata, bilinçdışına yükler.

konumuz şu an kolektif bedenler değil elbette, önce tekil haldeki insanı anlayalım. ne üzerinden? fiil üzerinden.

peki fiil nedir?

fiil, özü gereği bilinçli değildir. fiil bir taşıştır. fiilin kısmen bilinçli olan yanları olsa da otomatik yüzlerce küçük eylem motifinden, kalıbından müteşekkildir. o yüzden kontrol edici bilinçli yanımızca bir fiilin tüm milimetrik eklemleri yönetilemez. yavaşlama anlarında, yani bizim tasarımızda bilge fazındayken, bilinç otomatını eğitir. yani kodlama yapar yavaşlarken. bu sırada fiil olmaz. eğitilmiş olan otomat, bilgece fiillere hazır olur. bu fiil kalıplarını otomatik püskürtür ki bu faza da savaşçılık diyoruz. yani bilge, savaşırken bilinç alanlarını kısmen terk etmiş durumdadır. içe çekilme içinedir.

bir dansçı hayal edin. dans ederken anlık olarak her bedensel hareketin, her ayrıntının farkında değildir. kendini müziğin ritmine kaptırır. otomatı yeterince eğitilmiş olduğundan bedenine vereceği tek bir başlatıcı talimat yeterlidir. 

işte bunun gibi, bir savaş meydanında cesaretini gösteren savaşçı, hesaplayarak yapamaz bunu. aslında fevridir yaptığı. yani tutuk ve mekanik ve programlı ve hesaplı bir cesaret zaten samimi değildir, cesaret hiç değildir. makyajlı bir korkudur o.

bilgesavaşçı güzellemesi yaparken münfail hiçbir eyleminin olmadığı söylemiştik. doğrudur da. yani edilgen, sürüklenici, güdülebilir, tesir altında kalıcı fiilleri yoktur. bu bir paradoks değil midir? ikisi arasındaki en büyük fark, edilgenleşmenin içten gerçekleşmesi. yani dışsal bir teslimiyete kendini bırakan, fevri hareketler içindeki kişiye elbette bilgesavaşçı denmez. savaşçı’nın savaş öncesi eğitimi bilge tarafından gerçekleşiyor. bilgeliği ile savaşçı eklemlerine masaj yapıyor, eğitiyor. şayet bu türlü olmasa tek fazlı bir idealden söz ederdik ama idealimiz bilgesavaşçı iki fazldır.

en önemli soru ve sorun şu aslında;

kişi kendisini baştan yaratabilici, sıfırdan dizayn edebilici ise bir kendiliği yok sayıcı olmalıdır. oysa devamlı kendilik, öze dönüş, özü arama gibi ibareler kullanıyoruz. bir öz var ise, kendini inşa nerede kalmıştır? yani bilgesavaşçı kendisini sıfırdan mı inşa eder, bir şablona, bir kullanım kılavuzuna mı sadık kalır? eğer ilkiyse kendilik nerede kalmıştır, ikincisiyse bilgesavaşçı bir köle midir? onun özgürlüğü nerede kalmıştır?

ikisi de iki aşırı ucu temsil ediyor. yani bilgesavaşçı kurban rollerini reddeder, bu doğru. fakat şu şemaya bakarsak bilincin şişmesi sırasında, yani bilgelik fazında bilinç dışını itekleyerek yavaşça kanallar açarken, beden denen dış kabuğa doğru bazı kanallardan daha kolay ilerlediğini fark eder. yani bir “fıtratı” vardır bilgesavaşçı’nın ama bu, çoğu kişilik kuramında olduğu gibi onu hepten sınırlayıcı bir kaderi temsil etmez. bazı dönüşümleri daha kolay yaptığı, bazı eylemlerde daha evinde hissettiği, bazı konularda daha yetenekli olduğu anlamına gelir. işte bilgesavaşçı bu haritaya göre savaşır.

bilgesavaşçı’nın ödevi aslında bu şemadan apaçık anlaşılıyor; kendi sınırlarını, meylini, yetenek ve beceriksizliklerini tanıması. bilinç zaviyesinden bakarsak bedenini tanıması. yani aslında dünyanın en eski öğüdü;

kendini tanı!

bu öğüt son derece kritik çünkü kendini(bedenini) tanıma sonrası ancak bir eylem ödevi listesi hazırlayabiliyoruz. aksi takdirde tanrı ve kurban rolü içinde kıvranıp duruyoruz.

kanaatiniz nedir?

emre timur sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin