bilge savaşçı

yazan:

  • 6 dakikalık bir metin-

bazı metinleri yazmak zor. bu metnin başına geçmek de bana itiraf ve soyunma hissi verdi.

hep o’nu aradım, o’nu düşledim, eşkâlini en iyi şekilde tariflemeye çalıştım on beş yıldır. o’nun kokusu, o’nun ışığı… o’na ait ne varsa sezdiğim an kovaladım, okudum ve hep o’nu doğurdum. ya da o’na benzer bir şeyleri… o kimdi? ismi yok, lakabı var; bilge savaşçı o. aramızda belki aslında. otobüs kuyruğunda, sokakta, televizyonda, bir plaza veya bir gecekonduda. fark eder mi? nerede yaşadığı değil, nasıl olduğu önemli o’nun. tanımalıyım, tanımalıyım ki o olmalıyım. o’nun gibi bilge, o’nun gibi savaşçı

2008 yılında o’nu yarattığım ya da keşfettiğim günden beri, beni yukarılara çeken hep o’nun fikriydi. o’nun gibi olmak, o’nun gibi yaşamak ve o’nun gibi ölmek istedim. ve diyebilirim ki neyim varsa o’na borçluyum, o’nun gibi olmak istemeye…

okuduğum ve yazdığım her kitapta da o’nu daha çok anlamaya çalıştım. palyaço o’ndan ders aldı, şizofren o’na dönüşmeye çalıştı, adem bey o’nu özledi… o, hep o vardı…

o formülleştirilemez. bir tarifle o’na varılmaz. sentezlenemez yani özetle. o anlatılır, o’nun sahip oldukları, yaptıkları anlatılır ama bunları üst üste koymak o’nu oluşturmaz. o’na yaklaşılır bu anlatımla, o kadar… hep o’nun hakkındadır ama o değildir hiçbiri. hiçbir şablon, hiçbir kategori, hiçbir yol tarifi…

içinde bilgelik ışığını taşıyan sürü gönüllüsü, bir gün, yıllardır yaptığı kurban rolünden bulantı duyar. bilge savaşçı olmaya soyunur.

iki aşamadan müteşekkildir bilge savaşçı, iki evresi vardır onun;

1-bilgelik

2-savaşçılık

bazen savaşa lüzum yoktur, salt bilgedir o. bilgeliğini sürdürmektedir ama savaşması lazım geldiğinde önce muhakkak bilgeliğinin üstünden geçer, sonra savaşır. yani savaşçıyken muhakkak bilgedir de.

bilge; özne, yani bakıcı, yani görücü ama ilk önce kendisini görücü. kendi nesnesi ve kendi öznesi ilk önce. bir röntgenci gibi salt özne, gözü bağlı dansçı gibi salt nesne olmaması, kendisini önce kendisi tanımlaması demek. bu ne demek? kimse tarafından tanımlanamaz olması demek. “sen şusun” denememesi demek. çerçevelemesini önce kendisine, sonra çevresine dayatması demek. mesela asla utandırılamaması demek. ve gururlandırılamaması… alkışlanma ve yuhalanmaya tamamen bağışık olması demek. yalnızca kendi kendini tanımlayıcı olması, bir dilenci tasıyla cemiyete yalvarmaması demek. şu güce bakar mısınız? kibirli kişi, filanca falancayı aşağılama mastürbasyonu ile doyar, bu doyuma da ihtiyaç duyar. bilgeyse falancayı aşağılamaya ihtiyaç duymaksızın gücünü fark edendir. bilge önce yavaşlar, iyice yavaşlar… bu yavaşlama bir farkındalık yaratır. kendini bir nesne olarak kendisi tanımlar dedik; bu sırada tüm utanç, kıskançlık, acelecilik, öfke ve kibrinden kurtulur. bu barış cemiyetle değil, tabiatla yaptığı bir barış.  bunlar olurken içinde bir şey ölür bilge’nin. ölen şey iç düşman. iç düşman denen, kurban rolümüz için yarattığımız kullanışlı günah keçimiz, ölüverir. evet, bilge’nin içinde bir düşman yoktur. tüm kurban rollerinden arınır ve yaptıklarının tümü bir sorumluluk olarak karşısına dikilir. yani özgürlüğüne sahip çıkar bilge. özgürlüğünün belalı sonuçlarından da korkmaz.

bilge şimdiye dek hiç eyleme geçmedi. bilgelik bir duruş biçimi…

savaşçı; savaşçı savaşır! bilgeleşmeden eyleme geçiş gelişigüzel savrulmak demek. yeterli bilge yavaşlığı eylem için elzem bir ön hazırlık ve tabii bilge savaşçı olmak için de yegâna koşul. düşünüp, planlamak ve askeri operasyonlar yapmak bilge savaşçı’ya göre değil. bir eylem, doğası gereği fevridir. eylem öncesi uzun korkak düşünmeler kaçınılmazı ertelemek ve eylemi ürkekleştirmekten başka bir şeye yaramaz. bilge, bilgeliğini içselleştirdiğinde eylemleri de bilgece bir fevriliğe kavuşur. tüm korkak yarım adımlardan, aşırı hesaplardan ve çekincelerden kurtulur. bilge savaşçının eylemi bir taşma biçiminde gerçekleşir. taşar… fiil bilge’den taşar. işte burada bilge’nin en önemli eylem yanı devreye girer; münfail olmayı reddetmesi. tüm edilgen sürüklenme biçimlerini ve kurban rollerini elinin tersiyle iter. bilge yapar! kendi eli, kendi fiili, kendi yapışı ve sorumluluk alışıyla yapar, yapabilir! işte o zaman bilge, bilge savaşçı olabilir!

düşünme, ölçüp tartma olsa olsa eylemden sonra gerçekleşir. yani savaştan sonra… bilge, savaş sonrası analiz yapabilir. yani tekrar yavaşladığında, olan biteni çözümler ve dersler çıkartır. savaşırken kan revandır, yaka paçadır ama savaşı bittiğinde yeniden yavaşlar ve bilge fazına geçer. yaptığı işe göre de fazını seçer. 

seçim… bilge savaşçı için söylenebilecek en değerli özet bu olsa gerek. seçim… bilge savaşçı maruz kalmaz, seçer!

18 mart 2024’te, yani bugün, bir keşif yaptım. tarih boyunca insanlık kurban rolü için bir iç düşmana sığındı. iç düşman lazımdı ki dış düşman zaten vardı; toplum, babam, annem, cemiyet, tanrı, kader… işte bunlar sorumluluktan ve tabii suçtan ve tabii özgürlükten kurtulmak için yeterli gelmediğinde bir de iç düşman lazım oldu; şeytan, nefs, büyü, delilik, sarhoşluk… böylece ben kabahatli olmayacağım, kabahati kendimle birlikte bölüştürebileceğim onlarca kurum ve kuruluş olacak. suçu bölüşeceğiz.

iç düşman böyle yaratıldı.

şeytana uydum, demek kadar rahatlatıcı ne olabilir? kaderimde varmış, demek kadar? oysa bilge savaşçı, bu boku ben kendim bile isteye yedim, diyebilendir.

freud, iç düşmanın metafizik olmadığını, bilinçdışı mekanizmalarla işlediğini göstermeye çalıştı ama bir şeyi atladı; iç düşman diye bir şeyin olmadığını.

içimde bir düşman yok… hayaletle savaşır gibi yapmamın manası da yok… içimde yalnızım, dışımda olduğum kadar. yapayalnız hatta… bilge savaşçı’nın savaştığı şey içindeki hayali düşmanlar değil, dışarıdaki sindiriciler, köleleştiriciler, sürü inzibatları, sömürgenler… savaş bunlarla…

bilinçdışı, bilincimin dışına verdiğim isim. kollektif bilinçdışı ise, cemiyetin bilincinin dışında ortak olarak bulunanlara… bu bizi bir kukla yapmıyor. maalesef özgür olmaya devam ediyoruz. içimizde ikinci bir yönetici kuvvet yok. bunu diyerek freud ve avenesini terk etmiş oluyorum. bugün safımı değiştirdim. ben, tek kişiyim. dışsal itkiler, çeldiriciler, ikna ediciler, tahrik ediciler dıştalar. ben izin verdikçe bana etki edebilirler. izin vermekse hakimi olduğum toprakları bir otomata terk etmem, bilincimle içeri çekilmem demek. hakkım olan topraklardaysa gelişigüzel at sürülmesine müsaade etmem demek. sonra da bu kurban rolüm için ağlayacak acıyıcılar bulmam demek. yani sartre-cı ifade ile, “kötü niyet” içinde olmam demek. ah, acınmak istemek… daha acınası ne olabilir. acınmaya talip olmak kadar acınası…

ben benim!

ne içimde süperegoydu, şeytandı, iddi, şuydu, buydu var, ne içimde bir düşman… dost bile yok; çünkü ben içimde de dışımda da yapayalnızım! hayaletlerimi kendim sandım! bir gölgeyle yumruklaştım…

yine tarih boyunca “beden hapishanesi” diyerek bedenden tiksindi milyonlar. beden… nedir beden? özür dilerim ama burnumu silmezsem konsantrem bozuluyor. burnumda sivilce varken keyfim kaçıyor. o gün güzelsem mutluyum, enerjik ve akıllıyım. kolum kopunca kişiliğim bile değişir. hatta giyim kuşamla bile… bu beden denen şeyi hızlı geçiştirmeyin. kendinizi otuz kilo yukarıda veya aşağıda hayal edin; alışkanlıklarınız, tavırlarınız değişir. o sarsılmaz sandığınız ruhunuz aslında bedeninizin ta kendisi. içtiğiniz ilaç öfke eğiliminizi, rüyanızı bile etkiliyor. şu klasik ruh-beden ayrımından bir çıkalım hele. ben bedenim! ve beden benim!

peki beden neresi?

ponty’nin bu konuda harika bir yaklaşımı var; şapka, baston, ayakkabı bile bedenimin parçası aslında ve onlar da benim doğal olarak. şapka bana bir şey katar, beni bir şey yapar. tıraş olmak da öyle mesela. saç rengi, stili, kıyafetin rengi… hiçbiri de dışsal birtakım etkisizler, formel formaliteler değil. onlar beni, ben onları etkilerim. hatta ben daha da ileri giderek şunu derim, makam masası, oda, koltuk bile bedenimin uzantısı. öyle ki konuşmamı, sözcük seçimimi bile etkiler onlar. yani bedenim, çıplak bir pembe etten ibaret değil. şunu mimar olarak biliyorum ki mekan tasarımı insan psikolojisini kökten değiştirebilir. ben tasarımımla sizi boğabilir, ferahlatabilirim. hani ruh mutlaktı da beden bir hapishaneydi?

işte bilge savaşçı bir bedendir. yavaş ve fail bir beden. o’nun kadar yavaş, o’nun kadar fail olmak istiyorum.

ben kendi utkumu, kendi düşümü anlattım. aynı düşü kurun için değil, anlaşılmak için anlattım.

One response to “bilge savaşçı”

  1. […] bilgesavaşçı tasarısı üzerinden insanı haritalandırmaya devam… […]

kanaatiniz nedir?

emre timur sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin