anlamsızlık

yazan:

  • 2 dakikalık bir metin-

“ilahi adâlet” der bazısı. bazısı da “kötülük dolu”, der “dünya”. bazısı “döner” der, “yaptığın iyilik”. bence ise dünya adâletsiz bile değildir, keşke öyle olsaydı.

tüm evren insan denen böceğe karşı kozmik bir kayıtsızlık içindedir!

bu yazıda anlatılanlardan çocukları, hassas kalpleri ve ince ruhları uzak tutun. çünkü dört dehşetin en dehşetlisi olanı, anlamsızlığı konuşacağız. (+40)

her obje sana şunu sorar: bana ne anlam vermek istersin?

çok kez demişimdir, benim hayatım tesâdüflere inanınca aydınlandı. ilâhî mesajların sizinle bu kadar uğraştığı ve bu mesajları tabela okur kolaylıkta okuduğunuz psikolojisinden çıkın. birisinin ağzından kazara “rastlantı” kelimesi çıkınca ona “kâfir” gözüyle bakmayı bırakın. hayat tonlarca rastlantı ile kurulu. sizin “tevâfuk” dediğiniz şey, sizin okuryazarlığınızdan derin, aşkın. o yüzden, ilâhî boyutta bir anlam varsa var ve orada kuru yaprak adedînin de kaydı var. alfabesini bilmediğiniz kitabı okuyor numarası yapmayı, okuyamadığını îtiraf edeni de aşağılamayı bırakın. bilmediğiniz soruyu boş bırakın. anlamak yok, anlam vermek var.

“efenim, din var!”

din, hayatın ana başlığını koyar. tek tek cüz’î hâdiselerin anlam listesini vermez. kapı numaralarına, kalbinize gelen seslere, avucunuzun kaşınmasına, kulağınızın çınlamasına, rüyâda gördüğünüz beyaz ışığın anlamına garanti vermez. deprem günahlara gitmez, fay hattına gider. başınıza günahtan iş gelmez. öylesine gelir. iyi şeyler olunca da mükâfat değildir çünkü “iyi” de bilinemez “hayır” da; hazdır bilinebilen yalnız.

paranoyak, dâima kendisine kurulmuş tuzaklar için yemin eder ve şizofreni hep tâkip eden birileri vardır nedense.

balkondan bakınca ne görüyorsunuz? uzayda anlamsızca hareket eden objeler ve atom yığınlarıyız. şıklık, sevimlilik, güzellik de nesi? hayatın kendisi baharatsız bir yemek gibi. ona dilediğiniz baharatı serpen sizsiniz.

seninle aynı odada bile olsak, ikimiz de kendi anlam odamızdayız. tek dünyaya sığmış iki ayrı dünyayız.

bu baharatsız dünyada umutsuz ve anlamsızca yaşamak değil verdiğim salık.

yaşamak, yemek yapmak gibi. verdiğim salık; fazla baharat sindirimde dert, az baharat lezzetsiz. baharatı serpen siz. siz, biz; anlam mahkûmları…

“anlamsızlık” için 4 cevap

  1. […] aslında bunu ilk fark ediş gerçekten de depremli. yaşayın isterim. düşünsenize, en güzel manzaralar, en çekici kadınlar, en minnoş tavşan yavruları ve uçan kuşların, göğün ihtişamı kendilerinde değil; onlara bunları diyen sadece benim. benim gibi bu anlamı veregelmiş başka benler yanyana gelip “biz” illüzyonuna kapılıyorsa da bin yıldır bir milyon bakışın o bakış izini bırakmış olması benim de aynı bakmak zorunda olduğum anlamına gelmiyor. tekrar söylüyorum, atomların anlamları tıktıkları bir cebi yok. […]

  2. […] mânâsız […]

  3. […] dünyanın bir acı, kötülük ve adaletsizlik cümbüşü olduğu aşikâr ki bunu inkâr edip “ilahi adalet”i ölüm öncesi sanan da var, ölüp ölüp dirilen de. bing bang, adaletsizlik ve bilincin […]

  4. […] anlamsız, manasız hayat… […]

kanaatiniz nedir?

%d blogcu bunu beğendi: