varoluşçu

yazan:

  • 2 dakikalık bir metin-

varoluşçulukla ilgili yığınla anlatım ortalıkta dolaşırken ve anlaşılmaz bazı tanımlar ezberlenirken son derece basitçe kendi mâcerâmı anlatayım ki ne kadar “varoluşçu” olduğunuzu konuşalım.

kız çocuğunun halaya, oğlan çocuğunun dayıya çektiği, dedenin koruk yediğinde torununun dişinin kamaştığı, yükselenler de dâhil burçların çok etkili olduğu, doğduğumuz mahallenin bizi yetiştirdiği, ailenin karakter oluşumunda mühim olduğu, genetiğin, soyun, büyüdüğümüz coğrafyanın ısrarla sorulduğu çağlarda, öğretmenlerin ve arkadaşların da insanı inşâ ettiği anlatılırdı. sonra yenen içilen gıdaların ve hatta jenerasyonun… ve tabiî cia’nin beyin yönetim tekniklerinin yanında 25. karelerin, subliminal mesajların da etkisi vardı, izlenen filmler kadar. boğuldunuz mu? işte yazarken yorulduğum bu etkenleri dinlerken çıldırmıştım ve bir gün kendime şu soruyu sormuştum: e, ben neredeyim? evet, sizi yetiştiren bu ordunun içinde bir noktacık olsun yok musunuz?

“ben” diye bir şey var ve bu meselâ kötü biri, bunu yapan ve hatta yaratan şey, bir ordu öyle mi? işte bu, beni yaratan(!) ordunun içinde yer alma hevesim, bana bir darbe planlattı ve tüm etkenleri reddetmeye karar verdim. bu çıldırışı descartes de yaşamıştı ve sepetteki tüm elmaları dökmüştü, çürüksüz sepet için. varoluşçuluk şunu der: sen sende komutansın, sen senin öğretmeninsin. ne duruyorsun? kendini inşâ et! işte böylece başlayan ve hiç bitmeyen bir yolculuk ile karakterin sandığın her şeyi çöpe atış, kabul ettirilmiş her doğruyu reddediş, yeniden kuruş ve doğruluş! işte varoluş!

varoluşçuluğun tersi fatalizm, yâni kaderciliktir, determinizmdir. varoluş ise tüm özü hepten reddeder ki işte orada ayrılıyoruz. ben de diyorum ki: yarım inşaat, bir ham öz, bir kuvve ile doğarız. onu pişirmezsek köle olur, pişirirsek kendimiz oluruz. birçoklarınca kimlik yerine kişiliği seçmek bile kibirdir. nerede kaldı kişilik yerine kendilik? ben de diyorum: kendin ol! kötülük işleyebilmen için önce bir “sen” olmalı ki sen bir günahkâr bile değilsin çünkü yoksun! bu inşaat bitmez ama en azından başlatılabilir. böyle buyurdu varoluşçu!

4 responses to “varoluşçu”

  1. […] gerçeklerle ilgili değildir. öyle gerçekler vardır ki mutlu eder veya mutsuz eden gerçekler de vardır şüphesiz. o gerçekler bilinmez iken gereğinden fazla mutluysak belki gerçekler bir miktar mutsuz etmek suretiyle ortaya doğru çeker veya aşırı mutsuzları da yükseltir. salt amaç mutluluk ise gerçekler kenara bırakıldığında bunu bir madde bağımlılığı bile sağlayabilir ama bizim burada konuştuğumuz cinsi, gerçekleri terk etmeden elde edilebilir olan cinsi. yoksa birkaç gram kokain de veriyordur aynısını.   […]

  2. […] dayak yiyen hırsızı gördün mü?diyeceksin ki dayak yiyen pek suçlu ve hırsız ve haksız ve günahkâr; işte o yüzden bu yumruklar. ben de sana derim ki tek başına dövüyor olsaydın tüm sürü […]

  3. […] bariyerinde kalır genelde. o da ayrı bir kriz tabii. ben ikisinin de aşılmasından, tam bir varoluşçu oluştan söz […]

  4. […] internette bulduğunuz dolambaçlı târifler yüzünden arkanıza bakmadan kaçtığınız o “varoluşçuluk” hakkında sade bir sohbet yapacağız. bilen bilir, felsefî jargonla düz duvarı bulmaca gibi […]

kanaatiniz nedir?

emre timur sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin