çevre ve çerçeve tasarımı

yazan:

  • 4 dakikalık bir metin-

bir şeyler yolunda gidiyor değilken, yolunda gitmeyeni mi onarırsın, bakış açını mı? bu konuda uzun yıllar stoa’ya bağlı kaldım ki buraya sığmayacak kadar sağaltıcı yönlere sahiptir kendisi. iyileştirir yani stoa. hayat değişmiyordur, değiştirilemiyordur, öyleyse katlanmalıyızdır. sızlanıp durmayı bırakmalıyızdır.

işte bu hamle çerçeveleme hamlesi. yani bir çerçeveleme tazelemesi, onarımı yapıyoruz ve hasta, sakat, kusurlu bakışımızı değiştiriyoruz. bu, tamam. tamam olmaya tamam da hayat değiştirilebiliyor değilken tamam. ya hayat değiştirilebiliyorsa? denemeyecek miyiz?

varoluşçu felsefe de aslında bir özü, dışarıdanlığı ve edilgenliği reddettiği için yaklaşık olarak aynı kapıya çıkıyor. yani beni mutsuz eden dünyanın mutsuz ediciliğini onarmayı değil, ondan mutsuz olan kendi bakışımı eleştirmeyi öneriyor çünkü bir şey seni mutsuz etmez eğer sen ona izin vermezsen. tamam, bu da doğru da hırsızın hiç mi kabahati yok?

dikkat ederseniz ikisi de makyajlanmış birer platonculuktur. platon’a göre eşya gölge olduğundan pek ehemmiyet verilmez. iç bakış önemli, kavram önemli, idea önemli, düşünmek önemli. duyular, piramidin en altındaki böcekler, can çekişen solucanlar. muhayyile daha yukarıda, en yukardaysa idea var. sağa sola ağzını ayırma yani, hayal et, düşün!

hasılı, dış dünya yine önemsiz, yine değersiz…

dinler de bu kalıbı seve seve almış tabii. hayat geçici bir handır. üç günlük dünyaya bağlı kalmak haramdır. bu renkler, bu zevkler, muşamba dekor, plastik imitasyondur. kafamızı doğaya, acıya, zevklere, tenselliğe ve dışsallığa çevirmek zinhar yasaktır; varılacak en güzel yer tanrı’nın katındadır. burada bugün varız, yarın yokuzdur.

bediüzzaman şu mealde konuşur; kalp cennet gibi olursa, her yer cennet olur.

nah olur! olmaz. mesnevi’de de benzer örnekler var. dikenliktesin, ruhun gülistan olursa gülistan görmektesin! şimdi buradaki çıkış, güzel bakanın güzel göreceği ama belki bir parça halüsinasyon göreceği ama güzel bir halüsinasyon…

güzel baktığım için güzel görmek istemiyorum. karşımda sahiden de bir güzel dursun, ben ona en güzel şekilde bakarım zaten. o kolay.

şimdi sayısız örnekler verilir bu katlanış felsefesi ile ilgili de diyeceğim şu, git güzeli bul, diyen yok. cehenneme cennet gibi bak, diyen çok da cennete gir, diyen yok.

“akışına bıraktım” denir mesela. bir edilgenliktir sarmış her yeri. yani göreceğiniz gibi gözlerimizi açmaktan, gidip dış dünyayı değiştirmekten, taşınmaktan, kaçmaktan, kavga etmekten, devirmekten, devrim yapmaktan bahseden yok. iktidarlar ve dev sömürü odakları bu pasifize edilmiş felsefeleri destekledi tarih boyu. hayatı değiştirmek bakışı değiştirmekle değil, hayatı değiştirmekle olur; altından kalkamazsak bakış değiştirme egzersizlerine başlarız, dert değil. devrim güzellemesi yapan marksistlerse devrimi toplumsal bir devrim olarak güzelledi. yani dışarıda değiştirilecek olan şeyi işçi sınıfı hep birlikte değiştirecekti. ben kendim kalkayım da hayatımı değiştireyim, hayır! bu bir burjuva tavrıydı işte…

hayat değişmez, devran değişmez, değişse de kendisi değişir, değiştirilemez. değiştirmeye yeltenmek ifrattır, tanrılığa soyunmaktır. marksistlerin yeltendiği buydu. bireyi dikkate almadı, toplumsal değişimi önceledi.

demek ki “hayat” başka, “hayatım” başka!

hayatım değişir. üstelik bakış açım değiştiği için değil, kalkar değiştiririm elimle, gayet somutça ve duyularca algılanabilir biçimde. çerçevemi değil çevremi tasarlarım. çevrem de beni tasarlar; işte ben bu cins bir edilgenliğe varım!

düşüncemde hürüm ve en çok onda etkiliyim; düşüncem duygumu etkiler, iktidarım düşer düşünceden duyguya yürüdükçe; duygum davranışlarımı şekillendirir ki etkim daha da azalır; davranışlarım alışkanlıklarımı, alışkanlıklarım da hayatımı değiştirir. işte ben değişime düşüncelerimle başlayabilirim, bu da bir yöntemdir ama bir irade sorunu ile karşılaşırım. devamlı uyanık olmalı, hiç durmadan düşünce üretmeliyim ki üretemem. işte bu yüzden değişime düşünce ile başlamak bir ölü doğumdur. dış dünyanın tesirini paranteze almamalıyım. yaşadığım çevrenin benim üzerimdeki gücünü hafife almamalıyım. o halde ne yapmalıyım? değiştirmeye çevremden başlamalıyım.

arkadaşlarımı, odamı, beslenme alışkanlıklarımı, şehrimi, işimi, evliliğimi, kıyafetlerimi, koltuğumu ve renk tercihlerimi değiştirmeliyim. onları öyle bir organize etmeliyim ki yeni beni yaratsınlar. evet, beni çevrem yaratır, çevremi de ben. çevre tasarımı budur işte. çevrem tasarlandı mı, çerçevelememe bir balans ayarı yaparım, o kolay ama yanlış işte, yanlış şehirde, yanlış koyunda, yanlış kucakta, yanlış yollarda olmaz bu, olamaz.

alışkanlıkların gücünü artık kabul ediyorum. insan devamlı bilinçli, devamlı uyanık olmaz, olamaz. alışkanlıklar yoğurur insanı. dışarıdan içeriye sızar yani değişim.

anlayana bu yazı çok şey söyler. son yıllarda keşfettiğim ve epey canımın yandığı bir konuyu özetledim aslında. benim de yıllarca çerçeveleme tuzağı içinde olduğumu varsayarsak, ne kadar çok şeye katlandığımı düşünmek bile istemiyorum.

katlanmayın! yaşamaktan başka bir şeye mecbur değilsiniz.

kanaatiniz nedir?

emre timur sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin