cehalet mutluluktur

  • 3 dakikalık bir metin-

“cehalet mutluluktur” sözü meşhur; farklı deyicilere atfedilir.

mutluluk yaratan şeylerin ne olduğunu düşününce garip bir şeyle karşılaştım; onları bulamadım. haydi, huzur desek mutluluk yerine, yine pek öyle ele gelir cinsten yok bir şey. peki biz nasıl mutlu ya da huzurlu oluyoruz?

huzurlu kılıcılar yok, huzursuz kılıcılar var kanımca. öyle ki bunların olmaması huzurlu kılıyor. yani sırttan o pis yük inince önce mutlu olunuyor, uzun mutluluğa tahammül edilemeyeceği için de tatlı bir huzur kalıyor geriye. dört pis huzursuz kılıcı var:

bir; merak. bilgi de derdim ama bilginin derli toplusu, kravatlısı var, ulvisi, kutsisi, erdemlisi var. bilgi diyeceksem de tikel bilgi derim. yani uzayın sonsuz olup olmadığı pis merak sayılmazken yan komşunun özel hayatını bir bardak vasıtası ile mercek altına almak pis merak, kaka merak. yani demek ki neymiş, tikel merak birinci huzursuz kılıcıymış.

iki; keşke’ler de kılar huzursuz. gidip geçmişi değiştiremeyeceğin için “şu olsaydı bu olurdu” denklemleri ile eziyet çekilir devamlı. ilacı kader sevicilik.

üç; istekler. istekleri tercihlere dönüştürmekten bahsetmiştim bir yazımda. çok kıymetlidir. çoğu kişi bu isteklere -dua gibi- çeşitli masumiyetler yükleyerek kendileri yüzünden ıstırap çekmeye devam eder. evet, istek işkencecidir, tercihse umut verici. tercihte bir tevazu varken istek vahşi bir şey. tercihte bir felek selamı varken istekte yaratım iddiası var. istek hırsa dönüşür, oysa tercih hep bir vazgeçilecek olanın kararsızlığıdır. yani demem o ki az iste kurtul!

üç sayısını severim ama maalesef dörttür efenim huzursuz kılıcıların sayısı.

dört; kıskançlık. çeşitli tanım ihtilafları varsa da ben şemsiyeyi geniş tutuyorum. onda var, bende de olsun, onda olmasın, sadece bende olsun, ben tek olayım, tapın bana, ben ondan iyi olayım, ben hepinizden iyi olayım’ların genel toplamına verilen isim. aslında bu istek maddesinin alt başlığı olabilecekken öneminden dolayı müstakil bir madde oluverdi.

bir ve dört geniş zamanla ilgili, iki geçmiş, üçse gelecek. bu dört pis aşağı çekiciden kurtulunca önce mutluluğun, sonra huzurun gelmesi kaçınılmaz oluyor efenim ama devamlı savaş, devamlı mücadele mühim. bunlar en insani duygular (düşünceler) olduğundan devamlı savaşmak icap ediyor.

sual; sevgiline kavuşunca mutlu oluyorsun, öyleyse mutluluk bir kurtuluş ile değil kavuşma ile başlamış oldu ve baştaki iddianız çöküverdi.

el-cevap: sevgiline kavuşmak istiyordun ve kavuşunca o kavuşma isteğin doydu ve yitti. yani isteğinin bitişi seni mutlu etti, isteksiz kaldın.

sual; bir kağıtta kocanızın sizi aldatıp aldatmadığı, evlatlık olup olmadığınız ve gelecek seçimlerin sonucu yazıyor olsa, o kâğıdı zarfından çıkarıp okur musunuz?

el-cevap: okumam çünkü merak mutsuz kılıcıdır. sonuçların üçü de olumlu olursa mutluluğum değişmez ama ya üçte bir olasılıkla memnuiyet duymayacağım bir şey okuyacak olursam, mutsuz olmaz mıyım? yo, mutluluk riske atılamaz. bu üç tikel bilgiyi öğrenmeyi reddediyorum ve işime gelecek şekilde olduklarını hayal etmeyi tercih ediyorum.

sual: o halde kendini kandırıyorsun.

el-cevap: evet.

sual: hep felsefe felsefe diyorsunuz, felsefe hakikat’i aramak değil mi? nereden çıktı bu mutluluk merakı? siz inek misiniz?

el-cevap: felsefe iki cinstir; yaşam biçimi ve düşünce biçimi olarak felsefe. ikincisi salt hakikat’i ararken ilki hakikat’in yaşanır kısmıyla ilgilenir. ben ikincisi ile, yani pratik felsefeyle ilgileniyorum ve benim hayatımda yalnızca katlanabileceğim gerçeklere bir davet var. beni zora sokacak olanları büyük bir süratle inkar etmeye ve ertelemeye hazırım. mutsuzluk verici bilgi için evimde koltuk yok ama kapı ağzında beş dakika konuşabilirim.

sual: gayeniz hakikat değil mi yani?

el cevap: bir tanecik hayatımın -en fazla- otuz yılı kalmışken yolda olmaklar, hakikat aramaklar, saç ve bıyık yolmaklar ile fazla vakit harcamayı düşünmüyorum artık. yeterince saf episteme düşündüm, artık biraz da iki şey ile ilgilenelim: pratiğe bakan teorik ile teorisi olan pratik. yani pratiksiz teoriği ve teoriksiz pratiği teptim.

şarkıda geçtiği gibi,

“mutluluk mavi çocuk, oynardı bahçemizde…”

kanaatiniz nedir?

%d blogcu bunu beğendi: