nedenselliği yaşamak

yazan:

  • 2 dakikalık bir metin-

arkaik insan yağan yağmur, çakan şimşeğin kendisi tarafından yönetilemez, dahası öngörülemez olduğunu düşünüyordu. olasılıkları arttırmak için tanrılara kurban veriyor, tanrıları ikna etmeye çalışıyordu. bu etki yöntemi hiç de net değildi, kesinliği yoktu. hatta tabir caizse gelişigüzel olasılıklarla aynı idi.

tüm canlılar eylemleriyle sonuçlar arasında ilişki varsayar. koşullanma denen şey budur aslında. yani havlaması ile gezmeye çıkarılması arasında bir ilişki keşfeder mesela köpeğiniz. hergün havlar da yürüyüşe çıkarmazsanız günler içinde sönümlenir bu talebi çünkü bir işe yaramadığını görür havlamasının. bebek ağlar, annesi meme verir; bebek ağlaması ile meme arasında ilişki kurar.

hepten yönetebiliyor değiliz elbette ama eylemlerimizle -hiç değilse- bir şeylerin olasılığını değiştirmek istedik tarih boyu. bilimin son iki yüz yıllık özgüveni o ki şans faktörünü en aza indirdi. artık bakire kurban etmene gerek kalmadan tüm parametreleri hesap edebiliyorsun tek tek. iki şey sağlıyor bu; birincisi öngörüde bulunuyorsun, ikincisi yönetebiliyorsun. yani güneş tutulduğunda hayretler içinde kalmıyorsun çünkü saniyesine kadar kesin biliyoruz başlamasını, bitmesini.

işte hayatlarımızda, yani kişisel hayatlarımızda şu çok önemli; hayatın işleyişini anlamalıyız. kendisinden pek hazzetmesem de mümin sekman şunu der: hayatın algoritmasını çözün. böylece ne olur, şanstı, uğurdu, nasipti, kahırdı, şefkat tokadıydı, büyüydü, nazardı dediğimiz şeylerin mekanizmasını anladığımızda yönetebilmeye de başlarız. bu bizim nedenselliğe düşkünlüğümüzle ilgili.

sen bir şeyi üç kere deniyor, dördünce vazgeçiyorsan, vazgeçerken de “demek ki nasipte yokmuş” diyorsan, allah’la konuştuğunu sanıyorsun demektir. dördüncü denemeni bir psikiyatri kliniğinde yapmanı tavsiye ederim.

her şey modellenir sistemlere dönüştü. bir şeyi, olmuş, olabilmiş bir şeyi tüm parametreleriyle simüle edebilirsek, aynı sonuca ulaşırız. yoksa “şans” der dururuz. depresyon bile bu yüzdendir. vazgeçişlerimiz, pes edişlerimiz, arkaik uğursuzluk inanışımızdan. mesela üç kere reddediliyoruz iş aramalarımız sırasına ve diyoruz ki: nasipte yok. çoğu kişi pes etmek için üçü bile beklemeyebilir. şunu da demek mümkündür pekala; iş arama sürecimizi tüm parametreleriyle kağıda döksek de nerede hata yaptığımızı bulsak! işte şimdi bilimsel düşünmeye başladınız. ben ille de camdan çıkmaya çalışan sinek gibi aynı hamlelerde ısrar etmekten söz etmiyorum, olanı ve olmayanı sebepleriyle anlamaktan söz ediyorum. yoksa pes edip etmemek yine sana kalmış tabii.

(kare, joker filminden)

kanaatiniz nedir?

%d blogcu bunu beğendi: